Basın – Müzik

Bir Cumartesi Babası: Ertuğrul Oğuz Fırat

90 yaşında. Yüzde doksanın üzerinde bir oranla göremiyor, elindeki lupuyla (bir nevi büyüteç) sadece tek tek harfleri algılayabiliyor. Karşısındakini siyah beyaz bir siluet halinde güçlükle seçebiliyor. Maalesef artık okuyamıyor ve yazamıyor.

Her şeye rağmen 1982 yılından beri her Cumartesi evinin kapısını açmaya devam ediyor, çağdaş müziğe merak duyan tutkulu insanlara. Günden bugüne kiler ayak basmamış ki, o duvarları arasına notalardan halı örülmüş kutsal salona; Bilge Karasu’dan Fazıl Say’a, Mehmet Nemutlu’dan Muhittin Dürrüoğlu Demiriz’e…
eof
Halen canla başla müzik setinin play tuşuna basıyor, ilk günkü heyecanı muhafaza ediyor, çalan eser hakkında konuşurken. Pek bir yerlerde bulamayacağınız kayıtları, emsalsiz bilgi birikimi eşliğinde servis ediyor genç kuşaklara.

Servis edilen tek şey müzik ve bilgi değil tabii ki; hayatın sıcaklığına ve dostluğa, komşuluğa dair şeyler de var, sıcacık demli çaylar, tazecik börekler, çörekler gibi…

Kendisine işlerini bu koşullarda sürdürebilmesi için gönüllü yardımcıları var, ama O kendisine edebiyat klasiklerini, Rus klasiklerini okuması için kapıcının çocuğunu çağırıyor; maksat kendine okutmak değil, çocuğun okuması.

Bu özgün muhterem şahıs, Cumhuriyet tarihiyle özdeş besteci, yazar ve ressam Ertuğrul Oğuz Fırat ya da kodlanmış adıyla EOF.

***

Ertuğrul Oğuz Fırat - Portre
Akademik bir eğitim arzusu babası tarafından sürekli bastırılır. Aldığı eğitim sonucu bir kanun adamı olsa da, yola annesinin yirminci yaş günü için piyano ile çıkar.

İlk armoni derslerini Adnan Benk vasıtasıyla tanıdığı Carl Berger’den alır. Klasik armoni kurallar uymaz ona; kuralsızlık nedense çok daha cazip gelir, bu kanun adamına. Bülent Arel ve İlhan Usmanbaş ile tanıştığında ise alışıldık armoniyle arasındaki gemileri hepten yakar.

Artık sürekli yenilik ve özgürlük peşinde koşan biri olarak, mecburi duraklar yalnızlık, dışlanma ve yok sayılma olur. Sanat tarihindeki sayısız vaktinde anlaşılamamış sanatçıdan biridir artık.

Altmışlı yıllarda önayak olarak açtığı çağdaş müzik yarışmalarının para ödüllerini kendi şahsi tasarruflarından karşılar. Çoksesli müziğe “küğ” der, beste yerine “bağda” sözcüğünü kullanır, solo demektense “yalkın” sözcüğünü yeğler ve bunun gibi daha yüzlerce sözcük. Kullandığı dil ve türettiği sözcükler nedeniyle 1964 TDK üyeliğine alınır.

Annesinin vefatının verdiği acıyla resme başlar. Aynı ümitsizlik ve huzursuzluk, bu kez notalardan çıkar tuale yansır. İnzivaya çekilmiş bir aydın profili şimdi daha çıplaktır, renklerin ve şekli bozulmuş figürlerin önünde. Ne müziği, ne resmi ne de şiiri; ele vermez kendini kolay kolay. Bu ruh haliyle kaleme aldığı makaleler, 1999 yılında Pan Yayınevi tarafından derlenir; “Umursanmamış” adı altında.

Müziğin halkla ilişkisi ve sanat politikalarına eğilir sıkça. Yazılarının satır aralarında Cumhuriyet’in bir devrim olarak tamamlanmasında kültürel sorunlara parmak basan tezlere rastlanır. Tüm sanatsal disiplinlerden söz açarak, ontolojik sorunları felsefi bir düzleme taşır.

***

EOF.Umursanmamis.Lowres

Çok sesli müzik dünyası tarafından “umursanmayan” bir adamdır EOF; yeteneklerini kendine saklamayan, ilkeli ödünsüz bir yaşamın sahibi. Sorunları dile getirmekle yetinmeyen, çözüm önerilerini de düşünen ve paylaşan bir ahlakın temsilcisi.

Okullu besteciler ve yorumculardır onu dışlayan kesimlerden biri; Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası tarafından programa alınan eserleri, orkestra üyelerinin topladığı imzalar sonucu iptal edilir.

Sonucunun ne olacağını şimdiden kestirmek güç de olsa, giderek artan bir ilgi var EOF çalışmalarına, belli belirsiz. A.K. Müzik tarafından basılmış beş CD var, meraklı için raflarda. Son olarak İdil Biret, önümüzdeki günlerde basılacak olan albümü için EOF’un iki solo piyano yapıtını kaydetti. Tabii son kertede yapıtlarının ne kadar değerli olduğuna karar verecek olan şey tarihin kendisi.

Yaşımız ve faaliyetimiz, hayatın zorluğuna ve yoğunluğuna karşın geride bıraktığımız başarı ve kariyer her ne ise; eğer karşımızdaki insan Ertuğrul Oğuz Fırat ise, örnek alacağımız ve kendimize çeki düzen vereceğimiz çok şey var demektir.

 

Murat Beşer

muratbeser@muratbeser.com

Adres: http://haber.sol.org.tr/yazarlar/murat-beser/bir-cumartesi-babasi-ertugrul-oguz-firat-66006

 

Mirmaroğlu Yorum

İstanbul Radyosu için yaptığım program, özellikle sizin musikiniz ve Sinangil’inki söz konusu olduğu zaman Musiki ile ilgili yaşayışımızın yola getirilmesi gereken yanlarına değinme ve “resmi bestecilik” anlayışına saldırma olanağı da sağladı. Ama neye yarar? Yıllardır olduğu gibi herkes gene aman ne doğru demekle yetinecek, kimse bir eylemde bulunmayacak kendimi gene “bravo Capitano” diye alkışlayan İtalyan subayına benzetmekle yetineceğim ya da Liko Armar’ın “Türkiye’de girişilen savaşlar, yumuşak bir duvara yumruk atmaya benzer” sözünü anımsatmakta.

Bu program hem de musikimizin sesiyle ilk olarak karşı karşıya gelme olanağı sağladı. Bu yakınların en mutlu olayı benim için … Geçmiş bilimsel evrelerin üstünde saptanmış anlamlarına göre ne “yeni” ne de “eski” olan tümüyle kişisel ve öznel,  yoldamlarını anlatımına güvenle uydurmuş bir musiki olağanüstü.

Mimaroğlu’nun, Fırat’a 21.04.1968 günü yazmış olduğu mektup.

İdil Biretle Söyleşi

İdil Biret’in Beethoven ve Chopin’in eserlerini yorumlayacağı resitali bu akşam ENKA’da

Her daim keşifte..

İlk kaydını henüz 17 yaşındayken 1959’da yapan İdil Biret, 100. kayıt için stüdyoya girmek üzere. 100. kayıdında Cumhuriyetin kuruluş döneminde klasik müziğin Türkiye’de yeşermesini sağlayan Hindemith’in eserlerini yorumlayacak sanatçının tüm kayıtları önümüzdeki yıl Türkiye’de piyasada olacak.

Türkiye’de sezonu Süreyya Operası’nda Ankara Üniversitesi Solistleri’yle birlikte açtı İdil Biret, ardından Antalya DSO ile bir başka açılış konseri, İstanbul Kadın Müzesi için bir yardım etkinliği geldi… Buluştuğumuzda Şangay’dan dönmüştü, bugün ise ENKA’da saat 20.30’da Beethoven ve Chopin’in eserlerini yorumlayacak. Yakında da Amerika’ya Hindemith projesinin kayıtlarını tamamlamaya gidiyor. Böylece henüz 17 yaşındayken 1959’dan bu yana yaptığı kayıtlar 100’e ulaşacak. Üstelik şimdiye kadar yaptığı tüm bu kayıtlara, hakları satın alınarak önümüzdeki yıl içinde Türkiye’de toplu olarak ulaşılabilecek. İdil Biret, bildiğiniz gibi, yani hâlâ iğneyle kuyu kazar gibi titizlikle çalışıyor ve belli ki bu hep böyle olacak. Çünkü o, müzikle nefes alıp veriyor.

100. kayıt yolda…

- Geçen sezon her zamanki gibi yine yoğundunuz. O süreçte sizi en çok zorlayan konser ya da eser ne oldu acaba?

Bir süredir Ertuğrul Oğuz Fırat’ın eserlerinin kayıtlarını yapıyorum. Piyano için altı parçası ve bir de Liszt’i anma eseri. Ertuğrul Bey bir fenomen benim için çünkü piyanist değil kendisi. Hâkim ama aynı zamanda beste de yapıyor. Bir dolu piyano eseri var, ayrıca neredeyse her enstrüman için eser yazmış, org konçertosu bile var. Çok yaratıcı, güç ve polifonik yapısı var eserlerinin. Eserlerini çalışırken rejimim sabahları 6’da kalkıp iki saat çalışmak sonra yüzüp yine devam etmekti. Bu şekilde bir yaz geçirdim ama değer.

- Bir sezona nasıl hazırlanıyorsunuz? Mesela bu yılın programı tamamen şekillendi mi?

Kayıt projeleri her zaman benim kararlarım ama konserler konusunda gelen teklifler arasından tercih yapıyorum. Bir yorumcunun 15-20 konser programı her zaman hazır, 3-4 resital programı da hep elinin altında olmalı. Ayrıca kasa dayalı bir iş yapıyoruz, kollar ve adelelerin de her zaman iyi olması lazım. Yorulmayacaksınız, kuvvetli bir yapıya sahip olmak için de düzenli egzersiz yapacaksınız ve hep çok çalışacaksınız…

- Hindemith’in eserlerinin CD kaydını yaptığınızı da biliyoruz bir süredir…

Evet, geçen yıl iki orkestra eserini kaydetmiştik. Bu yıl üç eserini daha kaydetmek istiyorum. 2013 Hindemith’in ölümünün 50. yılı. Bildiğiniz gibi Hindemith Atatürk’ün başlattığı reform hareketinin bir parçası olarak 1935-1937 yılları arasında üç rapor hazırlıyor müzik eğitimi için. Gazi Eğitim Fakültesi’nin, operanın kuruluşunun, orkestranın geliştirilmesinin temelinde bu raporlar var. Sevda Cenap And Vakfı raporun tamamını yakında yayımlayacak. Biz de Almanya’da yayımlayacağız orijinal edisyonu. Amacımız bugünün ucuzlatılan ve ticarileştirilen müziğine karşılık, 80 yıl önce Cumhuriyet’in müzik reformunun nasıl bir çaba içinde olduğunu hatırlatmak.

- Peki kayıt süreci mi daha yorucu, konser performansı mı?

Ben kaydetmeyi çok seviyorum, yalnız yeni çalıştığınız bir eser olsa bile uzun zamandır çalıyormuş gibi davranmak ve onun için çok çalışmak lazım. Çalışınız da öncelikle nota bakımından hatasız olmalı. Ayrıca çalışan bir spontanitesi olması lazım, tutuk olursanız inandırıcı olamazsınız. Çünkü stüdyoda fildişi kulede gibisiniz, konserde ise sizi iten faktörler var. Bence en iyi hoca, kayıt yapmak, insana çok şey öğretiyor…

Alıntı :

ÖZLEM ALTUNOK

Cumhuriyet 22.11.2012

Dünya Sahnelerinde Bir Türk Piyanisti – Dominique Xardel

Dünya Sahnelerinde Bir Türk Piyanisti – İdil Biret
Dominique Xardel
Can Yayınları

Ahter Dönmez

Rönesans, Barok, Klasik Dönem, Romantizm ve XX. YY. Fransa, İngiltere, Polonya, Rus ve Türk Ulusal Müzik Kültürlerindeki Koro Eserlerinin İcra Zorlukları ve Onları Giderme Yöntemleri
Ahter Dönmez
İstanbul – 2000

Go to Top